Kaş Ulaşım Transfer

dalaman havaalanı kaş transfer ulaşım taksi

Kaş Hakkında

Antalya ilinin en batısında yer alan turistik bir ilce olan Kaş’ın etrafında adı bilinen Istlada, Apollonia, İsinda, Kyaenai gibi antik kentler yanında ismi bilinmeyen birçok harabe yeri vardır. Bunlar irili ufaklı antik yerleşimlerdir. Örneğin Tüse Köyü’nün yakınındaki alçak bir tepe üzerindeTysse adında küçük bir yerleşme bulunur.

Batıda Eşen Çayı ile Muğla’nın Fethiye ilçesinden ayrılır. Doğuda Demre kuzeyde iseElmalı ilçelerine komşudur. Akdeniz’de tam karşısında, 2.100 m mesafede Yunanistan’a bağlı Meis Adası bulunur.Antalya il merkezine 189 km mesafede yer alan Kaş’ın sahil uzunluğu 70 km civarındadır.

Kaş’ta Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Deniz seviyesinden 700 m. yüksekliğe kadar Akdeniz iklimi etkisi görülür. Yüksek kesimler ise karasal iklim etkisindedir. Kaş Kasabası yazın Akdeniz sahillerimizin gündüzleri en serin yeridir. Ayrıca yazın nem oranı açısından Akdeniz kıyı şeridinin en düşük değerlerine sahiptir. Kışın ise hava sıcaklığının 0’ın altına hiç düşmediği Türkiye’deki tek merkezdir.

Kaş halkı geçimini yaz aylarında turizm amaçlı pansiyon, otel, ve motel işletmeciliği yaparak sağlamaktadır. İlçe halkının çoğunun yayla köylerinde toprakları mevcuttur. Ova ve yaylalarda yurdumuzun önemli yaş sebze, meyve ve çiçek üretimi yapılmaktadır. Kış aylarında da üretim seralarda yapılarak içte ve dışta pazarlanmaktadır. Yine yüksek ve dağlık yerlerde elma üretiminde önemli bir tarım girdisidir. Aynı zamanda balıkçılık da önde gelen geçim kaynaklarındandır.

TURİZM

Kalkan ve Gelemiş Köyü’nde son yıllarda turizm, hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bu nedenle turistik tesislerin sayısı hızla artmaktadır. Kaş özellikle dalgıç turizmi bakımında ülkemizin önde gelen merkezlerinden biridir.

Meis Adası’na en yakın noktayı oluşturan Kaş’ta tarihi eserleri ve doğa güzellikleriyle önemli turizm potansiyeli vardır. Bir dil gibi denize uzanan Çukurbağ Yarımadası üzerinde yakın zamanda yapılan oteller bulunur. Kaş’ın içinde Büyük Çakıl Plajı, Küçük Çakıl Plajı ve Akçagerme Plajı’nda denize girmek mümkündür. Ayrıca kayıkla Limanağzı plajı’na gidilebilir.

Kaş’ın etrafında yer alan 6 adet mağaradan Kaş’a 18 km. uzaklıktaki Mavi Mağara, Aşırlı Adası Deniz Mağarası, güvercinleri ile ünlü Güvercinlik Mağarası en ünlü olanlardır.

Kaş’ta artan turizm faaliyetleriyle birlikte, trekking, dağcılık, rafting gibi doğa sporları da gelişmektedir. Gömbe’deki Yeşilgöl ve Uçarsu Şelalesi turist çeken doğa alanlarındandır. Akdağ’ın dibinde bulunan 1220 rakımlı bir yayla kasabası olan Gömbe Kaş’tan 65 km uzaklıktadır. 3015 m. yüksekliğindeki Akdağ ise Batı Toroslar’da Kızlar Sivrisi’nden sonra en yüksek zirvesidir.[kaynak belirtilmeli]

Gömbe’de Komba antik kenti ve buradan 13 km. uzaklıkta Nisa antik kenti vardır. Ayrıca Kaş içinde Kandyba antik kenti vardır. Kaş’a 12 km uzaklıkta Phellos antik kenti bulunur.

Turistik açıdan önemli olan Kekova’daki batık şehre Kaş’tan tekne ile gidildiği gibi karadan Üçağız’a gidilip kayıkla da gezilebilir. .

İlçede dalış ve yamaç paraşütü başta gelen sporlar arasındadır. Türkiye’nin en iyi dalış bölgesi olarak kabul edilir.

Sualtı doğal ve tarihi değerleri açısından Türkiye’de önemli bir noktadır. Bu nedenle bölgede sualtı ekolojisi, mağara bilimi ve arkeoloji araştırmaları 2003 yılından beri yapılmaktadır. Sualtı arkeolojisi konusundaki önemli bir girişim Ekim 2006 yılında Hidayet Koyu’nda yapılan Kaş Arkeopark Deneysel Arkeoloji Projesidir.

 

GEZİLECEK YERLER

Kalkan

Kaş’a bağlı belde olan Kalkan, Kaş’a 25 km. uzaklıktadır.Görülmeye değer bir koyun kıyısına kurulmuştur.Otelleri, pansiyonları, restoranları ve alışveriş mekanları ile her yıl binlerce turist çekmektedir.
Kalkan’ ın mimari yapısı ve kent dokusu fazla bozulmamıştır.Yat limanı, uğrayan teknelerin her türlü ihtiyacını karşılamaktadır. Çok sayıda güvercini barındırması nedeniyle Güvercinlik Deniz Mağarası olarak anılan mağara, Kalkan’ a 2 km. mesafededir ve mağaraya teknelerle gidilebilir.

Kekova

Kekova, Kaş ilçesinin yaklaşık 40  km. yakınlarında, Kaleköy (antik Simena) ve de Üçağız (antik sa) köylerinin açıklarında yer alan bir Akdeniz adasıdır.

Lykia bölgesinin kıyısında Demre’nin (Kale) batısında yer alan Kekova, ismini ilk defa XIX.yüzyılın başında Cramer tarafından duyurmuştur. Çoğu kez de kaynaklara Kakava olarak geçmiştir.
Kekova Adası ismini çevresindeki bölgeye de vermiştir. Ancak bu ada depremler sonucu deniz altında kalmış ve buraya batık şehir ismi de verilmiştir. Bu adanın yakınında Aperlai, batık Kent, Kaleköy’deki Simena, Üçağızdaki Theimussa, Gökkaya koyundaki Istlada isimli antik kentler bulunmaktadır.

En yüksek tepesi 188 m. karşısındaki anakara ile arasındaki kanal görünümündeki denizin derinliği ise 105 m.’dir. Kekova adı son yıllardaki güncelliğinden dolayı turizm ve korumacılık alanlarında da sıkça kullanılır olmuş, Çayağzı’ndan (Andriake) yapılan tekne turları “Kekova Turu” olarak anılmaya başlamış, daha da önemlisi ada ve çevresindeki arkeolojik doğal koruma alanları “Kekova Sit Alanı” olarak adlandırılmıştır.

Saklıkent

Kaş’a 60 km. mesafededir. Bir doğa harikası olan Saklıkent Kanyonuna, ahşap 100 metre uzunluktaki bir köprüden geçilerek ulaşılır. Kanyonda hizmet veren lokanta ve alabalık çiftlikleri bulunur. Kanyonun uzunluğu 18 km. kadar olup, 6 kilometresi yürüyüş yapmak için çok uygundur. Yaz sıcağından kaçmak, serin sularda yüzmek ve ulu çınar ağaçlarının altında dinlenmek isteyenler için ideal bir yerdir.

Xanthos

Xanthos,Yakınındaki yerleşimin adıyla, Kınık olarak da anılan Xanthos (Arnna), Fethiye-Kaş yolu üzerinde, Kaş’a 35 km. uzaklıkta, Kınık köyünün yakınındaki Eşen çayının ayırdığı Muğla-Antalya il sınırındadır. Kent, Likya bölgesinin (Teke Yarımadası) idarî ve dinî merkeziydi. Tarihi İ.Ö.VIII.yüzyıla kadar geri giden Xanthos, İ.Ö. 545 yılındaki Pers istilasına kadar bağımsız bir şehir devletiydi. Kent İ.Ö. 475-450 yılları arasında büyük bir yangın geçirmiş, eserleri de bu olay sırasında önemli ölçüde zarar görmüştür. İ.Ö. 429-410’daki Peloponez Savaşı’nda, bağımsızlıklarını koruyabilmek için önceleri iyi ilişkiler içinde bulundukları Atinalılarla savaşmışlar ve bu tarihten sonra Atina ile ilişkileri sona ermiştir. İ.Ö.333 yılında Büyük İskender’in bölgeye gelmesinden sonra büyük ölçüde Helenleşmişlerdi. Bu dönemi, İ.Ö. 309’daki Ptolemaiosların egemenliği izlemiştir. Sonraları, İ.Ö. 197’de Suriye Kralı III. Antiochus’un eline geçen kent parlak bir dönem yaşamıştır. İ.Ö. II. yüzyılda Xanthos, Likya Birliği’nin başkentidir. İ.Ö. 167’de bağımsızlığına kavuşan Xanthos, İ.Ö.42 yılında Romalılar tarafından işgal edilmiş, kentin batısındaki Likya Akropolisi yıkılmış, kent halkı kılıçtan geçirilmiştir. Bu olaydan bir yıl sonra, Roma İmparatoru Markus Aurelius kenti yeni baştan imar etmiştir. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan Xanthos, yöreye Arap akınların başlamasıyla I.S.VII. yüzyılda terk edilmiştir.

Patara

Kaş’a 41 km. mesafededir. Antik kent, limanın doğu yakasında geniş bir alana yayılmış durumdadır. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki vadinin girişindedir. Patara Limanı, Xanthos (Eşen) Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü görünümünü almıştır. Kentin adından ilk kez Herodotos söz eder. Rivayete göre Patara, kentin kurucusu, Su perisi Lykia ile Apollon’un doğduğu yerdir. Şimdilik şehrin tarihi M.Ö. VI. ve V. yüzyıla kadar çıkarılmaktadır.
Şehir Bizans Dönemi’nde de önemli bir konum edinmiştir. Zira ‘Noel Baba’ olarak adlandırılan Saint-Nicholas Patara’lıdır. Hz. İsa’nın havarilerinden Saint Paul, Roma’ya gitmek için Patara’dan gemiye binmiştir ve Patara, Erken Hiristiyanlık Dönemi’nde Piskoposluk merkezi olmuştur.

Patara’ya girilirken yol üzerinde Likya tipi Roma Devri mezar anıtları görülür. Girişte üçgözlü Zafer Takı, sular altında kalmış üç nefli Liman Kilisesi ve Hurmalık Hamamının kalıntıları vardır.
Bunun 100 m. ilerisinde son kazılarda Likya şehirleri arasındaki mesafeyi gösteren yol kılavuzu bulunmuştur. Klavuz, Dünya karayollarının en eski ve en kapsamlı yol levhasıdır. Antik kentte yer alan Vespasianus Hamamı M.S. 69-79 yılında inşa edilmiştir. Hamamın yanındaki patika izlenirse, Patara’ nin mermer döşeli ana caddesine ulaşılır. Caddenin ilerisinde Bizans Kalesi’nin geniş duvarları ile karşılaşılır. Bu kalenin doğusunda Korint Tapınağı ve baıi ucunda Bizans Kilisesi yer alır.
Patara Tiyatrosu (M.Ö.2.yy.) bir yamacın eteğine kurulmuştur ve tahmini 10.000 kişiliktir. Tiyatronun kumla kaplı olan bölümleri temizlenmiş ve yapı ortaya çıkarılmıştır. Patara antik kentinde yapılan arkeolojik kazı çalışmaları devam etmektedir.
Patara Plajı, 18 km. uzunluğu (en dar 280m. en geniş bölümü 1500 m. ulaşan ölçümü) ile Türkiye’nin en uzun kumsalına sahip plajıdır. Çevre Bakanlığınca ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ ilan edilen Patara plajı, Caretta-Caretta deniz kaplumbağalarının üreme alanıdır. Bölgede, Caretta-Caretta’ ların üreme dönemlerinde kaplumbağaların ekolojik ortamlarının devamı için, koruma tedbirleri titizlikle uygulanmaktadır.
Turistik bir yöre olan Patara’ da çok sayıda konaklama tesisleri, otel, motel, pansiyon, alışveriş merkezleri ve leziz yöresel yemeklerin yapıldığı restoranlar bulunmaktadır. Ayrıca seracılık da büyük gelişim kaydetmiştir.

Gömbe

Kaş’a 60 km. mesafede, Elmalı yolu üzerinde bulunur. Yol boyunca çam ve sedir ağaçlarıyla kaplı ormanlar adeta köyleri gizlemeye çalışır görünümdedirler.Gömbe, soğuk suları ve elma bahçeleriyle ünlü bir yayladır.
Turistik amaçlı hizmet veren konaklama merkezleri, yöreye ait kokulu otlardan hazırlanan geleneksel yemeklerin lezzeti , tabiatla bütünleşmenize yardımcı olacaktır.Bölgenin en yüksek dağı Akdağ (3024 metre) buradadır.Yeşilgöl ve Uçarsu, yaz sıcağından kaçmak, doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için serin ve temiz havası ile ideal yerlerdir. Yöre, dağlardan toplanan kar ile yapılan dondurması ve kar şerbetiyle ünlüdür.

 

TARİH

LİKYA tarihi M.Ö. 3000 yılı öncesine dayanan en eski Akdeniz uygarlığından biridir. Elmalı ve çevresindeki kazılarda bulunan eserler, kalkolitik ve bronz çağında teke yarımadasında yerleşim bulunduğunu göstermektedir.

M.Ö. 2200 yılında Anadolu’ya göç eden kavimlerden Luwilerin Ege ve Akdeniz kıyılarına yerleştirdiklerini, zaman içinde Antalya-Fethiye arasında kalan ve günümüzde Teke yarımadası dediğimiz bölgede, önce Lukka, sonra da Likya adıyla bilinen bir uygarlık kurduklarını biliyoruz. Antik Mısır kayıtlarına göre,Lukkaadı, Hititçe “ışık” anlamına gelen Luk kökünden türemiş. Lukkaların Hititlerle ve TroyaSavaşı’nda da Troyalıların  müttefik olduklarından bahsediliyor.

Kaş yakınlarında Uluburun’da bulunan Mısır gemi enkazındaki buluntulardan; Likya’nın Akdeniz ülkeleri ile yoğun ticari ilişkileri olan, gelişmiş bir uygarlık olduğunu anlıyoruz Uluburun Batığı olarak adlandırılan 3350 yıllık bu gemi, içinde bulunanlarla birlikte Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Batığın bir kopyası dünyada ve Türkiye’de birçok yerde sergilendi. Bir diğer kopya da, keşfedildiği noktada yani Kaş açıklarındaki Uluburun’da sualtı arkeo-park olarak dalış meraklılarını bekliyor.

M.Ö. 6.yy’da bütün Anadolu, Persler tarafından işgal edildiğinde, Likyalıların yenilgiyi kabullenmediğini anlatır tarihçiler. Persler, o zamanki Likya başkenti Xanthos’a saldırınca, Likyalı erkekler teslim olmak yerine kentlerini ateşe verir, kendi ailelerini öldürür,Sonrada kanlarının son damlasına kadar savaşırlar. Ama Likya sanatı, Pers egemenliği boyunca da varlığını sürdürür. M.Ö. 4. yy’da Büyük İskender Anadolu’ya girdiğinde Likyalılar çok fazla direnç göstermez, böylelikle pers yönetimi sona erer. Büyük İskender’in ölümünün ardından Seleukoslar ile Ptolemaioslar arasında gidip gelen ülke, Apameia Anlaşması’na kadar Suriye egemenliğine kalır; anlaşmadan sonra da Rodos ve Roma egemenliğine geçer.

M.Ö. 2. yy’da Likya’daki kentler bir araya gelerek bir ilki gerçekleştirir, Likya Birliği adıyla bilinen bir federasyon kurarlar. Likya Birliği ekonomik ve kültürel alanlarda çok büyük atılım gösterir. M.Ö.1.yy’daki Mithridatesİsyanı’ndan sonra Roma, otoritesini arttırır; korsanlar bölge için ciddi bir problem olmaya başlayınca da Likya’yı bu beladan kurtarır. Ancak daha sonra Roma İmparatoru  Brutus, başkent Xanthos’u yağmaladığında Likyalılar, yüzyıllar önce  Perslere yaptıkları gibi, kentlerini ateşe verir. Sonraları Augustus, Traianus ve Hadrianus tarafından yeniden inşaa edilen kent, canlanma dönemi yaşar. M.S. 141 yılında Likya bölgesi çok büyük bir depremle yerle bir olmuşken zenginlerin desteği ve Roma İmparatorluğu’nun yardımları sayesinde yeniden inşa edilir. Yaklaşık 100 yıl sonraki ikinci depremde aynı yardımı göstermeyen Roma’nın bölge üzerindeki etkisi gitgide azalır.“Karanlık Dönem” diye adlandırılan Roma sonrası döneme ilişkin elimizde ne  yazık ki yeterli bilgi bulunmuyor.

Türkler M.S 1071 yılında Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun kapıları açılmıştır. Selçuklu Sultanı Gıgyas’üddin Keyhüsrev I ,kuzey de Alexsios III Komnesos ‘u  yenerek güneyde,Antalya ve çevresini ele geçirmiştir. 1207 yılında Antalya limanını donanmaya üst olmuştur.İhanlıların Anadolu’yu istila etmesinden ve selçukluların parçalanmasından sonra Anadolu Türkmen Beylikleri ortaya çıkmış ve bir süre ilhanlılar’ın egemenliğinde kalmıştır.Bu yönde kurulan teke oğulları yaklaşık 113 yıl Antalya yöresinde hüküm sürmüş  ve özellikle Sultan Sehavil Emir Mubariz ‘u din Mehmet  Bey zamanında Teke-Eli olarak tanınmaya başlamıştır.Bu zamanlarda Teke yarımadasının iç taraflarına türkmen aşiretleri yerleştirmeye başlanmıştır. Kınık’ta Çini çemaati. Teke Karahisar’ında  İsalu, Menteşe, İğdir, Gögez, Bayındır, Karakoyunlu, İmreoğlu topluluklar,Antalya Kazılarında Saruhan Oğlu, Kızılca, Keçelu. Kaş Kalendos’ta,Bozdoğan,Ozanlar,Oğuzhanlı,Milli’de Bayat toplulukları iskan edilmişlerdir. Bu topluluklar daha sonra yaşadıkları bu yerlerde kendi isimlerini vermişlerdir 13.YY ‘da bölge tamamen Türkleşmiştir.yarımada önce Selçukların daha sonra da Osmanlı yönetimi altına girmiştir.Uzun Yıllar yerli halk din ayrımından etkilenmeden yan yana yaşamıştır. Kurtuluş savaşının  ardından  1923 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında lozan anlaşmasına  ek olarak adına TÜRKİYE-YUNANİSTAN NÜFUS DEĞİŞİMİ denen ve iki ülke yurttaşlarının din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutulmasını ön gören bir protokol imzalanmıştır.bu mübadele sonucunda Ortodoks Hristiyan Rumlar Anadoludan Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmıştır. Buna karşılık Yunanistan da yaşayan Müslüman halk Türkiye’ye gelmiş ve ülkenin pek çok yöresine olduğu gibi Akdeniz kıyılarına yerleşmiştir.

Kaş’ın adının verilmesi Teke beyi zamanında olmuş ve sahilin yarım ay şeklinde oluşu ve tıpkı Kaş’a benzemesi  hemen karşısında bulunan Meis adasının coğrafi konumunun göze benzemesinden kaynaklanmaktadır. Kaş belediyesi 1923 yılında kurulmuştur.Yörükler yazın yaylalarda, sonbaharda güzlüklerde, kışın kışlıklarda; hayvancılıkla uğraşarak, büyüklü küçüklü gruplar halinde yaşayan konar-göçer Türklerdir.  Göçebe kültürü yaşamlarında hâlâ önemli bir yer tutar. Gerek ekonomik koşullar, gerek  doğa ve iklim şartları nedeniyle, yaylaya göç olgusu bugün de yerli halk arasında sürüyor; yerli halk yazın Gömbe gibi yaylalara göç ederler.